4 Temmuz 2011 Pazartesi

Kırkpınar Yağlı Güreşleri




"Allah Allah, Hoca-i âlem,
Seyyid-i kâinat ve
Mu’ciz-i mevcudat,
Pür kemal cemal,
Muhammed Mustafa’ya salâvat
Engürü’de er yatar,
Rum’da Mehmed Buhari Sarı Saltuk,
Ton giyer."

Yağlı güreşlerin tarihi 4500 yıldan öncesine uzanmaktadır. Bulunan en eski kanıtlar M.Ö. 2650 yılına aittir. Antik Mısır'a ve Asur Krallığı'na ait buluntular yaklaşık olarak aynı döneme aittir.

Kırkpınar

Efsaneye göre 1346 yılında Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, büyük oğlu Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar'a ait Domuzhisar'ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında kalan Samona'da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.

Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.

Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılır lar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, “Kırkpınar” adını verirler.

I. Murat, Edirne’nin alınmasından sonra Edirne’de güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böyle de her sene güreş yapılması bir gelenek haline gelmiştir.

Bir başka iddiaya göre ise Kırpınar Güreşleri'nin tarihçesi çok daha öncesine dayanır. M. Atıf Kahraman'ın aktardığına göre Sarı Saltuk Bizans'ın ve Bulgarların içinde bulunduğu karmaşadan yararlanarak 1261'de Edirne'yi Bulgarlardan aldı. Sarı Saltuk 40 yıl Edirne’de kaldıktan sonra Dobruca’ya gitmek zorunda kaldı ve burada vefat etti. Bunun üzerine Bizans hükümdarı Andronikos, oğlunu Edirne’ye vali yaptı. Bu iddiaya göre kendisi de bir pehlivan olan Sarı Saltuk Osmanlılardan önce Kırkpınar Güreşleri'ni ilk düzenleyen kişidir.

Pehlivan sözlüğü farsçadır. Burhan-katia göre asıl anlamı yürekli cesur (Şeci) yiğit (dili) ise de, Zabit, vali, iri vücutlu ve doğru sözlü kimseye de Pehlivan denilir. Bu nedenle yerine göre çeşitli zamanlar için kullanılmıştır.

Selçuklular zamanında kahramanlık gösteren savaşçılara, üstün başarı kazanan atıcı, güreşçi, gürzcülere de "Pehlivan" denilmiştir. Ama asıl önemlisi, bu sıfatın 16.YY. başlarından itibaren yalnız sporcular için kullanılmış olmasıdır. "Pehlivan" sözcüğünün bu anlamda kullanılışı Sultan II. Mahmut çağının sonuna kadar sürmüştür. Osmanlılar zamanında saray dışında yapılan güreş yarışmaları panayırlarda, düğünlerde kulüplerde bir hayır kurumu yararına veya meslek edinmiş organizatörlerin özel yer ve salonlarında yapılırdı. Ayrıca Düğün Güreşleri, Ramazan Güreşleri, Hayır Kurumlarına yapılan Güreşler vardı.

Tarihçe ÜNLÜ PEHLİVANLAR

Cihana Türk'ün gücünü gösteren, Er Meydanı Kırkpınar'da güreştikleri dönemlerde "sırtları yere getirilemeyen" gerçek kahramanlardılar. Kırkpınar, onlarla en parlak ve en görkemli yıllarını yaşadı, adeta efsaneleşti. Güreşleri dilden dile aktarılan, bilek gücü kadar mertlikleriyle de nam salan bu pehlivanlar, Kırkpınar tarihindeki haklı yerlerini çoktan aldılar...

Kırkpınar'ın Namlı Pehlivanları

Kırkpınar güreşlerinde üstün kuvvetleri ve oyun bilgileri ile güreşseverleri büyüleyen, onların kalbini kazanan pek çok unutulmaz pehlivan vardır, ikinci Sultan Mahmut Devri başpehlivanlarından Kalyoncu olarak 1827 Navarin Deniz Savaşı'na katılan, yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra da Kırkpınar'da başpehlivanlığı elde eden Yozgatlı Kel Hasan'ın şöhreti günümüze kadar uzanan güreşçilerdendir.

Sivastopol Savaşı'nda (1854-1855) topçu askeri olarak çarpışan Akkoyunlu Kazıkçı Karabekir, Sultan Abdülaziz tahta çıktıktan sonra (1861) nam salmış pehlivanlardandı. Arnavutoğlu Ali Pehlivan ile berabere kalan Kazıkçı Kara Bekir, Kavasoğlu'nu Kırkpınar'da açık düşürerek başpehlivanlığı elde etmiştir.

Kastamonu'nun Cambaz Köyü'nde doğan Arnavutoğlu Ali Pehlivan da Kırkpınar'ın namlılarındandır. Abdülaziz'in veliahtlığı zamanında (1839-1861) saraya intisap eden Arnavutoğlu, 1860 yılında Kırkpınar başpehlivanlığını kazanmıştır. O devrin iri-yarı pehlivanlarının aksine 80-85 kilo ağırlığında olan Ali Pehlivan, gayet zeki ve usta bir güreşçi olarak tanınmakta. Gençliğinde Yunanistan'da şekercilik yaptığından "Arnavutoğlu" lakabı takılmış olup, Arnavut'lukla alakası yoktur. Bu büyük pehlivan 42 yaşına kadar güreşmiş ve hiç yenilmeden meydanlardan çekilmiştir.

Kırkpınar'da boy gösteren Pomak güreşçilerinin bilinen ilki olan Kavasoğlu Koca İbrahim, 1830'larda doğmuş, gayet iri yapılı yağlıcılardandı. Sultan Abdülaziz'in padişahlığı sırasında saraya alınmış, Şamdancıbaşılığı görevini yürütürken sporuna da devam etmiştir. Arnavutoğlu Ali Pehlivan'dan 15 yaş küçük olduğu belirtilen Kavasoğlu, başpehlivanlığın Pomak'lardan başkasına geçmemesi için Kel Aliço ile Kara İbo'yu yanına getirtmişti. Zaten bu üç emsalsiz pehlivan birbirleriyle de akrabaydılar. Kavasoğlu 1.90 m. boyunda ve 150 kilo ağırlığındaydı. Koca Yusuf un hayran olduğu güreşçi Şamdancıbaşı Kara İbo da Abdülaziz'in başpehlivanlarındandı. Gayet yakışıklı ve kuvvetli bir yiğit olan Kara İbo, sarayda şamdancıbaşılık yaptı. Sultan Abdülaziz ile birlikte Paris'e giden Kara İbo, padişahın gözdelerinden Arzıniyaz'a gönül verdi ve amansız bir hastalığa tutularak, kimilerinin iddiasına göre padişah tarafından zehirletilerek öldürüldü.

Kırkpınar kapışmalannın münakaşasız en büyük ismi Plevneli Kel Aliço idi. Kırkpınar'da tam 27 yıl başpehlivan oldu. Üst üste üç yıl başpehlivanlığı kazanacak olana o yıllarda da kemer verilmiş olsa Kel Aliço'nun tam 9 altın kemer alması gerekiyordu. 1885 tarihine kadar güreşe devam eden Kel Aliço, Şamdancıbaşı Kara İbo ve Makarnacı ile birlikte Kırkpınar'da başpehlivanlık namını sürdüren pehlivanlardandır. Suyolcu Mehmet pehlivan Aliço'nun "Gaddar" olduğunu anlatırdı.

Sultan Abdülaziz'in huzurunda Kel Aliço'yu yendiği söylenen Makarnacı Hüseyin Pehlivan da sarayda Kuşçubaşılık yaptı. Makarnacı, Kırkpınar'dan yetişme bir pehlivandı.

Bu dev güreşçilerin yanı sıra aynı dönemlerde Hamlacı Kayısoğlu, Hamlacı Sarı Hüseyin, Hamlacı Mustafa, Büyük Danacı, Küçük Danacı, Karagöz Ali, Pomak Deli Murat, Has Ahırlı Abdurrahman, Deliosmanlı Kara Ahmet, Has Ahırlı Çorumlu Zeynel, Koca Yusuf un ustası Pamukçulu veya Pamuk Osman, Suyolcu Mehmet Pehlivanlar da er meydanlannda kısmetlerini aradılar.

[[Koca Yusuf'un başlı başına bir "Güreş imparatoru" olduğu yıllarda ise Kel Aliço'nun çırağı Abdul Halil (Adalı Halil) Filiz Nurullah, Kara Ahmet, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, Bursalı Koca Rüstem ve Katrancı Mehmet Pehlivan en namlı pehlivanlardandı.

Suyolcu Mehmet Pehlivan anılarında yenilgi yüzü görmeyen Yörük Ali Pehlivan'ın çırağı olduğunu belirtir. Kendi çırağı olarak da Çolak Molla Mümin Hoca'yı gösterirdi. Suyolcu'ya göre Mümin Hoca, Rami civarında yapılan bir güreşte Koca Yusuf'u açık düşürmeyi başaran tek güreşçiydi. Molla, genç yaşta öldürüldü.

Tophaneli Yusuf Mehmet (Küçük Yusuf) da Koca Yusuf devrinin iyi pehlivanlarındandı. Kara Ahmet'i 3 dakikada yenen Yusuf, Kırkpınar'ın dışında fazla nam sahibi olamadı.

1867 yılında Edirne'de Meriç nehrinde bir adada dünyaya gelen Adalı Halil (Abdül Halil) pehlivanlık sanatını ustaların ustası Kel Aliço'dan aldı. 1.88 m. boyunda ve 120 kilo civarındaydı. Güreşler kızışınca ustası Kel Aliço gibi o da gaddarlaşırdı. Adalı Halil, Avrupa ve Amerika'da en fazla mindere çıkan ve en fazla galibiyetler elde eden üç pehlivanımızdan birisidir. Birleşik Amerika'da "Sultanın aslanı" olarak nam salan Adalı, Koca Yusuf ayarında bir pehlivandı. Türk gibi kuvvetliler kuşağının en tanınmış güreşçilerinden biridir. Adalı'nın yağcısı "Paşa Mustafa", güreşseverlere Adalı ayarında pehlivan görmediğini anlatmıştı. 1960'larda 80 yaşında olan Paşa Mustafa, 1900'lerde Kırkpınar'da yağcılık yapmaya başlamıştı. Adalı'yı anlatırken "Gayet geniş sırtı vardı. Filozof bir adamdı. Hiç bir zaman güreşi uzatmak istemez, rakiplerini en kısa sürede yenmeğe çalışırdı. Onun gibi künde atanını, kazık vuranını görmedim" dediğini eskilerimiz bize nakleder.

Yağlı güreşin namlılarından bir diğer pehlivan da Şumnu'lu (Bıyıklı köy) Filiz Nurullah'tı. Hacı Filiz diye de anılan bu pehlivan 1870 yılında doğmuştu.. Tam adı Ali Nurullah Hasan idi. İki metre iki santim boyunda ve 150 kilo ağırlığındaydı. Avrupa'nın pek çok şehrinde ve Birleşik Amerika'da güreşmiş, pek çok karşılaşmalara fazla iri-yarı olduğundan sokulmamıştı.Desbounet adlı Fransız beden eğitimi öğretmeni Filiz'i anlatırken "O'nun salonda durması bile insanı titretmeğe yetiyordu" demiştir.

Hacı Filiz Fransa'da altın kemer güreşlerinde birinci olmuş, Petersburg ve Londra'da güreşmiştir. Filiz ilk defa Koca Yusuf ve Filibeli Kara Osman ile birlikte Paris'e gitmiş, fiziği ile büyük ilgi çekmişti. Hacı Filiz'in taparcasına sevdiği pehlivan Koca Yusuf idi.

Deliormanlı İbrahim Mahmut ise Koca Yusuf'la aynı yaşlardaydı. Hergeleci İbrahim diye nam salmıştı. Babası ve kendisi katırcılık yaparlardı. Hergeleci 1.85 m. boyunda ve 100 kilo civarındaydı. Türk güreşinde en fazla oyun bilen güreşçi olarak tanınırdı. Koca Yusufu Paris'te yenecek güreşçi çıkmayınca Türkiye'den O'nu bulup Paris'e getirirler. Yusuf ile Hergeleci'nin Paris'te yaptıkları karşılaşma yanda kalır. Hergeleci, Koca Yusufu yenememiş, buna karşılık Kel Aliço'nun çırağı Adalı Halil'le Selanik Başçınar'da berabere kalmış, Çorlu'da kılçık atarak galip gelmiş müthiş bir pehlivandı. Güreş sanatını Torlaklı Deli Hafız'dan öğrenmişti. 1923 yılında hayata gözlerini kapatan bu namlı güreşçi İzmit Derbent'teki Sanmeşe Köyü'nde ustasıyla birlikte gömülüdür.

Hergeleci İbrahim, 1899 yılında Paris'te Dünya şampiyonluğu kazanan Kara Ahmet'in ustasıdır. Tekirdağlı Memiş de yine Kırkpınar'ın namlılarındandı. "Tekirdağlı Memiş, analar böyle aslan görmemiş" şeklinde kendisine türkü yakılan bu pehlivan 1869 yılında Deliorman'da dünyaya gelmiş 1.92 m.boyunda ve 120 kiloydu. Daha sonra bu pehlivanın Paris, İsveç, Londra ile Berlin'de çekilmiş fotoğrafları oğlu tarafından Tercüman Gazetesi'ne getirilmiş ve daha sonra bu fotoğraflar kaybolmutur.

Hergeleci İbrahim'in çırağı Kara Ahmet, 1870 Hazergrad doğumluydu. 1.80 m. civarında boyu ile 100 kilo civarında da ağırlığı bulunmaktaydı. 1899 yılında Paris'te dünya şampiyonu, bir yıl sonra da şampiyonlar şampiyonu unvanını kazandı. Paul Pons ile yedi saat güreşmelerine rağmen yenişemediler. Ahmet berabere kaldığımız taktirde şampiyonlar şampiyonu unvanın bana geçer demiş ve jüri de bunu kabul etmişti. Neticede şampiyonlar şampiyonu da oldu. Rus güreşçisi Pytlajinski ile üç karşılaşma yapan bunların birini kaybeden Kara Ahmet, yarıda kalan ikinci karşılaşmasından sonra Pytlajinski'yi ellisekiz saniyede tuşladı.

Juliette isimli bir Fransız kızı ile evlenen ve İstanbul'a dönen Kara Ahmet 24 Mayıs 1902 tarihinde genç yaşta beyin kanamasından hayata gözlerini kapattı. Kara Ahmet, yağlıda Koca Yusuf ayarında bir pehlivan değildi.

Kara Osman, Arap Sait, Bursalı Koca Rüstem, Büyük Yaşar, Yaşar İsmail ve Kepsutlu Çakır, Yusuf ve Kurtdereli devirlerinin namlı pehlivanları arasındaydı.

Koca Yusuftan sonraki tanınmış başpehlivanlar arasında ise şu isimleri saymak mümkündür: Kıyıcı Osman, Tamburacı Osman Pehlivan, Şumnulu Mestan, Kara Mustafa, Salim, Hüseyin Selim, Kara Mehmet, Koç Mehmet, Mehmet Efendi, Mandıralı Ahmet, Koca Hasan, Murat Ali, Neşet, Hüsmen, Koç Ali, Recep Pengal, Salih Süleyman, Tevfik Ali, İbrahim Gazi, Kızılcıklı Mahmut, Kara Ali, Mustafa Ahmet, Kara Safi, Rasim ve Hüseyin.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Bataklık Futbolu Dünya Kupası


Sıkıntıdan patlamak üzereydim ki NoNtvspor'un sitesinde ilgimi çeken bir şey gördüm.Daha önceleri birkaç arkadaşımın da organizasyonda yer aldığını bildiğimden daha bir cezbetti beni.İnternette surf yapmaya başladım.Bilirsiniz işte Vikipedia falan filan.Vikipedia'nın sunduğu o eşsiz bilgiler karşısında bir kez daha hayrete düşmedim desem yalan olur.Aslına bakarsanız pek bana göre değil çamurun içinde debelenmek.Umrumda da değil zaten ama yazmak lazım diye düşündüm.

Finlandiya'nın dahi gençleri bizim sokakta, Ruslar'ın buz üstünde, Brezilyalılar'ın kumsalda oynadığı futbolu, çamura taşıdılar. Oyun kısa sürede o kadar sevildi ki 2008 Haziranı'nda Bataklık Dünya Kupası bile düzenlendi. Futbol denince Dünya Kupası'nı 5 kere kazanan Brezilya hemen akla gelse de bataklık futbolunda Sambacılar en zayıf halka. Top teknikleri çamurda fiziği güçlü Finlandiya, Norveç, İzlanda gibi Kuzeyliler'e sökmüyor. O yüzden de favoriler bu ülkeler. Rusya, Hollanda da çamur futbolunda atılım içinde. 
Bu sporun 2011 şampiyonası bu sene İskoçya'nın Edinbrugh kentinde düzenlendi. 6 yaşındaki şampiyonaya 50 takım katıldı.Kazananı vikipediada yazmıyor,merak etmenize gerek yok.


Şunun tipe bir bakın.Kendimi bu çamurun içinde kendimi hayal edemiyorum.Zaten oğlan mıdır adam mıdır belli değil.

 

Çin asıllı devşirme oyuncumuz Jung Chow Fat

Bu yazıyı Nişantaşı’ndaki Starbucks’tan yazmaktayım. En büyük keyfim bu gerçekten. Niye evinden yazmıyorsun, senin villan yok muydu diye sorarsanız, var elbette. Dayalı döşeli, tripleks. Fakat bilinmeyen bir güç beni buraya doğru çekiyor ve laptopumu toplayıp, fularımı takıp bu yaz sıcağında insanlarla kucak kucağa buraya geliyorum ve yazımı da hep burada yazıyorum. Deniz manzaralı rahat evimden yazamıyorum! Benim villa bildiğiniz üzere İzmir sahilde. Ama niyeyse Nişantaşı’dan başka yerde ilham gelmiyor.  Bilirsiniz hep şehrin gürültüsünden yakınırım ama nedense Starbucks’ta yazarım yazımı, villamda değil. ABD’de olsam buraya da uğramazdım. Orada Starbucks’a, McDonalds’a ameleler gidiyor çünkü. Ama burada bulabileceğimiz en iyisi bu galiba. Hayat garip.

Haberim badminton milli takımımızdan. Çin asıllı devşirme oyuncumuz Jung Chow Fat’ı her izleyişimde hayran kalıyorum. Türk olunca Hamdullah Fethi adını aldı ama o adı anmak istemiyorum doğrusu. On benim için her zaman Jung, Honk Kong’un bıçkın çocuğu Jung.


Jung o kanatlı topumsuya her vuruşunda aha zımba gidecek diye içimden geçiyorum ama sonra topumsu hiç hızlı gitmiyor. Hep bir yerlerde ani bir yavaşlama sergiliyor. Bazen filenin içine geçiyor. Geçen gün Alman rakibi Hans-Peter Berigel ve Arjantinli rakibi Gabriel Omar Abbondancaniggia ile yaptığı maçları izledim. İlk maç 17 saat sürdü. 6 servis kullanıldı. Topumsunun hızı bazen 5 km’yi bile geçti. Müthiş maçtı. İkinci maç sadece 5 saat sürdü ama topumsu havada süzüldü de süzüldü. Keyifliydi her şeye rağmen. Jung’la geçen gün konuşup bir viski içme şansı buldum. Kendisi viski yerine vişne suyu içti. İçine biraz viski kattım. “Aman abi sakın çaktırma federasyon ceza yazar” dedi, gülüştük. Federasyon başkanına el salladığımda zavallı Jung’un suratını görmeliydiniz. Ne de olsa Hong Kong’un varoşlarından gelme bir çocuk. Espiri anlayışı kısıtlı. Çok bilgiler edindim sohbetimizde. En’lerini sordum kendisine, şöyle cevapladı:

En sevdiği edebiyatçı: Elif Şafak. (Bu Türkü Bar tadındaki kadının nesini beğenmiş anlamadım. Yazdığı iki evde kalmış kız muhabeti, üç beş sufizm.)
En sevdiği yemek: Çiğ balıklı imam bayıldı. (gülüyor)
En sevdiği tatlı: Baklava. (Gaziantep baklavası olacakmış başkasını yiyemiyormuş.)
En beğendiği aktris: Hülya Avşar. (Berlin in Berlin’in hastasıymış ama ben Sophia Loren’i tercih ederim. Evet bu yaşında dahi!)
En sevdiğin şarkıcı: Roman Tikaram. (Hayır, sordum. Tanita Tikaram’ın kocası değilmiş. Aslında Gaziantep’te sıra gecelerinde çıkan yerel bir türkücüymüş. Doğru yazılışı da Romantik Aram’mış.)
En yakın arkadaşı: Salih abi. (Soyadını sordum kırık Türkçesiyle anlatamadı. Abi’lerle takılıyor anlaşılan. Tarikatlara bulaşmasın bu muhterem? Yalnız tarikatlara saygı duymak bir elit olarak görevimizdir.)
En sevdiği politikacı: Tayyip Erdoğan. (O da bizim gibi iktidardan yanaymış, başbakanın karizmasına hastayım dedi. Kim değil ki, kim değil ki! Yağcılık yapıyorum sanmayın. Başbakanımız bir tanedir.)
En çok istediği şey: Dünya barışı ve Kürt meselesinin çözülmesi. (Bu konuda uzun uzadıya konuştuk ve anlaştık ama bu başka bir yazının konusu.)

Yani anlayacağınız Jung çoktan bizden biri olmuş bile. Niye Urfa’da bir köyde oturduğu konusunda pek bir açıklama getirmedi. Daha çok seviyormuş oranın insanlarını. Şehir insanı onun da benim gibi midesini bulandırıyor demek ki. Bir de her Hong Konglu gibi bir John Woo filminde oynamış.

Bu arada şu yazımı sonlandırdıktan sonra Bebek’te Mr. Currie lokantasına gideceğim. İngiliz Dostum Will Gooding’in enfes İrlanda usülü mezeleriyle bir güzel ziyafet çekeceğim. Will gerçekten de müthiş bir ev sahibi. Özellikle İskoç yaban ördeği kızartmasını tavsiye ederim. İçine üç beş çalı çırpı da atıyorlar ama içerik ne bilemiyorum. Şefin spesiyaliymiş. Hepinize Badmintonlu günler. Bu güzel sporu ancak buradan takip edebileceğinizi unutmayın. Çüüss!

Japonya Beyzbol Ligi Pro Yakyu'da günün sonuçları ve gün değerlendirmesi


1 Temmuz 2011 tarihinde oynanan maçlarda alınan sonuçlar şöyle;

Merkez grubu:

Hansin 10-1 Yokohama

6 takımlı merkez grubunda 3.sıradaki Hansin Yokohama karşısında zorlanmazken Hansin'de Murton ve Hirano etkiliyici oyunları ile göz doldurdular.

Yomiuri 3-5 Chunichi

0.434'lük kazanma yüzdesi ile merkez grupta 4.sırada yer alan Yomiuri 2. sıradaki Chunichi karşısında kendi evinde mağlup olarak taraftarlarına acı bir mağlubiyet tattırdı. Yomiuri'de Sokotomo'nun tek başına çabası yenilgiye engel olamadı. Bu sonucun ardından Yomiuri'de teknik heyette bir görev değişikliği beklendiği sızan haberler arasında.

Hiroshima 1-4 Yakult

1 maç fazlasıyla grupta lider olan Yakult ligin vasat ekiplerinden atom bombası mağduru Hiroshima'yı 4-1 ile geçti. Bahisseverler gözünde 5.5 gol altı bitmesine kesin gözüyle bakılan karşılaşma şüphesiz ki binlerce yatırımcıyı mutlu etti.

Pasifik grubu:

Rakuten 2-0 Lotte

Kısır geçmeye aday dediğimiz maçlardan olan bu karşılaşma bizleri yine yanıltmadı ve 2.5 gol altı sonucuyla bitti. Rakuten bu galibiyet ile düşme hattından kurtulma yolunda rahat bir nefes alırken Lotte Lotto'nun sponsorluğundan gelen maddi güce rağmen ligdeki başarısız grafiğini sürdürdü.

Seibu 2-6 Nippon

Maç eksiği ile ligde son sırada bulunan Seibu maçlarını tamamlamaya başladı ama başarıya henüz ulaşamadı. Sahasında Nippon'dan yediği 6 gol ile mağlup ayrılan Seibu'da olağanüstü genel kurul öncesinde kulübe moral aşılayacak galibiyet maalesef gelmedi. Maçtan sonra Seibu başkanı Sadri Akiyama Şeneriwata'nın "Keşke Nippon daha net gollerle kazansaydı" ifadesine ise bir anlam verilemedi.



ORIX 9-3 Softbank

Liglerin tartışmasız 1 numaralı takımı Softbank  ile ORIX'i buluşturan karşılaşmada büyük bir sürpriz oldu ve ev sahibi ORIX 0.691 galibiyet yüzdeli Softbank'ı mağlup ederek günün flaş sonucuna imza attı. ORIX takımında Hessman'ın belki de kariyeri boyunca oynadığı en iyi maçı çıkarması bu sonucun anahtarıydı. Maç sonunda kendisiyle aynı uçakla Ankara'ya döndüğümüzü fark edince ufak bir sohbet de etmiş olduk. Finlandiya doğumlu Türk asıllı Alman Hessman'ın Ankara/Çamlıdere ilçesindeki amcasını görmek üzere buraya geldiğini öğrendik. Kendisinin bir Ankara kulübünde oynamayı düşündüğü de bize gelen haberler arasında.

1 Temmuz 2011 Cuma

Elit Bloggerlar Sizleri Selamlıyor


Spor dünyasında bir şeyleri değiştirmenin artık zamanı geldi. Takip ettiğiniz sporlara dair tüm bildiklerinizi ve okuduğunuz, izlediğiniz, yorumlarını dinlediğiniz herkesi unutun. Çünkü artık biz varız, artık elit blog yazarları var, artık EBB var...

Biz kimiz?

Bizler elit bloggerlarız. Yaşadığımız hayattan tutun ilgi alanlarımıza, hatta attığımız adımlara kadar her konuda bir farkımız var. Sizler sporun dağdaki çobanlarıysanız bizler de Aysun Kayacı'larıyız. Ama bir Alex değiliz.

Bizler dünyanın her köşesindeki "istisnasız" her spor faaliyetini izleyen, takip eden, analiz eden ve yorumlayan bilge spor ulemalarıyız. Badmintondan çim hokeyine, beyzboldan squash'a kadar aklınıza gelen gelmeyen, bildiğiniz bilmediğiniz, duyduğunuz duymadığınız her sporun gerçek takipçileri ve usta yorumcularıyız.

Her insan evladı gibi bizlerin de nadiren de olsa danışmak, başvurmak için kaynağa ihtiyacı olabiliyor. Yeryüzünde olup biten yüzlerce sporun her detayını bilmek elit yazarlar için bile kolay bir şey değil. Böyle istisna zamanlarda ise imdadımıza internetin bizler kadar olmasa da muhteşem üçlüsü yetişiyor. Google, Youtube, Wikipedia.

Youtube+Google+Wikipedia = Bilgi ve Birikim

Youtube+Google+Wikipedia+Viski+Pipo+Şezlong = Elit Blogger = BİZ


Sizlere ne sunuyoruz ?

Sizlere sporu gerçek spor insanlarından takip etme fırsatı sunuyoruz. Her satırı, her kelimesi, her cümlesi ayrı bir gözlem, tecrübe ve emek olan spor analizlerimizi takip etme ve derin bilgi birikimimizden faydalanma imkanı veriyoruz.

Spor medyasındaki ulema kirliliğine bir son veriyoruz. 1 spor için 1 kişiyi takip etmek yerine tüm sporlar için sadece bizi takip etme şansı tanıyoruz.

Bizlere nasıl ulaşabilirsiniz ?

Belli bir seviyede yaşayan, elit düzeyde bir hayata sahip insanlar olarak herkesi kendimize muhatap almamızı bekleyemezsiniz. Ancak yine de bizleri blogun haricinde takip edebilme imkanını da sizlere veriyoruz.

Elit Blogger Birliği Resmi Twitter Hesabı : https://twitter.com/Elitbloggers

Elitliğimizin sembolü twitter hashtagımız : #EBB